Mimar Alaz Albay: İstanbul’daki Plansız Yapılaşmanın Çözülmesi Uzun Yıllar Alır

Mimar Alaz Albay: İstanbul’daki Plansız Yapılaşmanın Çözülmesi Uzun Yıllar Alır

Konut, endüstriyel üretim merkezleri, yönetim binaları, camiler, eğitim merkezi gibi 100’den fazla yapının  tasarımına imza atan Alaz Albay, mimar gözüyle İstanbul’u değerlendirdi. İstanbul’daki plansız yapılaşma sorununun radikal önlemler alınması durumunda çok uzun yıllar içinde ancak çözülebileceğini söyleyen Alaz Albay, kentsel dönüşüm çalışmalarının ise kangrene çözüm olmadığı görüşünde.

Mimar Alaz Albay, Siemens GOSB yerleşkesi, Ravago ALOSBİ Yerleşkesi, Zenium Dudullu Veri Merkezi, Turkcell Gebze Veri Merkezi, GOSB Cami Projesi, Bloque17 Rezidans projesi gibi 100’den fazla binanın tasarımını gerçekleştirdi. Son projeleri arasında bir ilaç tesisi genişlemesi, bir petrokimya tesisi genişlemesi de bulunmakta. Hali hazırda iki çok amaçlı kullanım içeren gayrimenkul projesi geliştirmesi üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Hayata geçirdiği projelerle sektörde adından söz ettiren Alaz Albay ile İstanbul’daki yapıları, kentsel dönüşümü, pandemi sonrası ofis, okul, işyeri, konut mimarisinde yaşanması beklenen değişimleri konuştuk.

İstanbul’daki yoğun ve plansız yapılaşmaların olduğu bölgeler hakkında neler söyleyebilirsiniz?  

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” demiş ya Orhan Veli Kanık, ben onun kadar romantik bakmak istiyorum İstanbul’a, 40 yıl önce deneyimlediğim yaşam alanlarını sosyal yaşantısını özlüyorum. İstanbul’un tarihine ve sosyal yaşantısına hayranım ama yoğun ve plansız gelişmesinden dolayı bunları deneyimlemekte zorlanıyorum. Hava ulaşımı yaparken aşağı baktığımda 'Bu şehri ne ara bu kadar zorladık?' sorusu her zaman aklıma geliyor. Aralarda gördüğüm mahalle, ada, parsel bazındaki güzel planlanmış örneklerin geliştirilmesi ve genele uygulanması gerektiğini düşünüyorum.

Plansızlığın temelinde yatan bir kaç şey var bana göre: Eğitimsizlik, boş vermişlik, rant ve siyasi/politik kaygılar.Nasıl düzelir derseniz; şu an radikal kararlar alırsak en az 75 yıl sürer. Bu şehri sihirli bir değnek ile bugünden yarına düzeltemeyiz. Ama inanırsak başarırız. Önce temele inmeliyiz ve toplumun %10’unu değil %80’ini bu şehrin değeri konusunda eğitmeliyiz. Yoksa bu soru 50 yıl sonra da sorulur.

Master tezimi deprem dayanımında mimari tasarımın önemi üzerine yazdım. Aradan 25 yıl geçti. Yazdıklarıma ve şimdi İstanbul’a bakıyorum ve “geçmiş olsun” diyorum.Yeni planlanan alanlar bile yoğun, yüksek ve birbirine yakın yapılaşmadan oluşuyor, geniş faydalı yeşil alanları ve faydalı kamusal alanları göremiyoruz.Sokak aralarında imardan kurtulmuş, adı “park” olarak adlandırılan alanlar var. İnsanlar durumu o kadar kanıksamış ki; 'Hiç yoktan iyidir' diyor.

Binaların yüksekliklerinden güneşi bile göremediğimiz sokaklar caddeler var. Bu yerlerde yapılaşma o kadar yakın ve yoğun ki; deprem sonrası olabilecek bir yıkımda kaçmak, toplanmak, ulaşmak gerçekten zor olacak diye endişe duyuyorum. Yoğun ve plansız yapılaşma sorunu ancak çok radikal kararlar alınarak çözülür. Doğaya, canlıya değer veren anlayışın öncelikle benimsenmesi gerektiği kanaatindeyim. Planlama ve yapılaşmada yer alan tüm aktörlere önce toplumsal sorumluluklarının daha iyi açıklanması gerektiği kanaatindeyim.

Dünyada ve Türkiye’de şehir planlama konusunda yazılmış yüzlerce değerli kaynak var, ülkemizde yetişmiş çok değerli şehir plancıları, mimar ve mühendisler var. Bir ekolü benimseyip uzun vadeli planlama yapmaya başlamalıyız. Gelecekte oluşacak taleplere cevap verebilecek esnek çözümler üretmeliyiz. Bu okunduğu kadar kolay bir süreç değil, ekonomik, hukuki, sosyal ve toplumsal olarak çok fazla birleşeni var ama istenirse başarılır.

Ben kendi adıma mevcut mevzuatlar dâhilinde, yatırımcı/kullanıcı için yaptığım yapının çevresel etkilerini de düşünerek tasarım yapıyorum. Yapının kendi kullanıcısına yaşatacağı fonksiyonel ve konfora esas deneyimleri ile yapının etkileşim içinde olacağı çevrenin olası deneyimlerini düşünüyorum.

 

Kentsel Dönüşüm Planlama Açısından Bir Pansumandan İbaret

 

İnsani yaşam için nasıl bir yapılaşma, nasıl bir yerleşim olmalı?

Şehir planlama açısından bakarsak “yüksek yoğunluklu”, “yüksek yapılaşma” yerine “düşük yoğunluklu”, “alçak yapılaşma” tercih edilmelidir derim. Benim ihtisasım olmamakla birlikte şehrin bir kullanıcısı olarak görüşüm bu yöndedir.

Örneğin, kentsel dönüşüm adı altında “yüksek yoğunluk” ve “daha yüksek yapılaşma” karşımıza çıkıyor. Bireysel olarak konfora ulaşılıyor ancak kamusal olarak konfor alanları daralıyor. Bunun altında yatan, bir yandan mevcut konfor şartlarını neredeyse aynen talep eden hak sahipleri, diğer yandan yüklenicinin ticari kaygısıdır. Bence kentsel dönüşüm depreme dayanıklı sağlıklı yapı üretimine faydası olsa da planlama açısından bir pansumandır, planlama konusunda teşhis edilmiş kangrene çözüm değildir.

Şehrin dışındaki düşük yoğunluklu merkezlerin elden geçirilmesini, standartlara uygun olarak yer açılmasını, şehrin içindeki yoğun merkezlerin, bu yeni yerlere taşınması ve şehrin merkezindeki yoğunluğu azaltılmış yerlerin ihya edilmesini hayal ediyorum.

İnsani yaşamak için önce “eğitim” (ama koşulsuz sürdürülebilir eğitim) ve üretime dayalı sağlam bir “ekonomi” dolayısı ile toplumun geneline yaygın kabul gören bir “refah seviyesi” olması gerektiği kanaatindeyim.  

Bu olguları çözünce en kolay kısmı “İnsani yaşam için nasıl bir yapılaşma, nasıl bir yerleşim olmalı?” sorusunun cevabı olacaktır. Bana göre “yapılaşma”; düşük / orta yoğunluklu ve alçak yükseklikte olmalı, toplu taşıma ile rahat ve konforlu ulaşılabilir olmalı, kişi başı düşen yeşil alanı fazla olmalı, deprem gerçeğine uygun planlanmış olmalı, estetik ama ekonomik olmalı, tüm paydaşları rahat ettiren alanlar olmalıdır.

Ben projelerimde; kullanıcıya özel, fonksiyonel, konforlu, esnek, ekonomik tasarımlar yaparken aynı zamanda etkileşimde olduğu çevreye, doğaya ve insana duyarlı olma prensibi ile hareket etmeye çalışıyorum.

 

2 Oda+1 Salon+ 1 Çalışma Odası

 

Pandemi sonrasında konut mimarilerinde nasıl bir değişim bekleniyor?

Pandemi öncelikle toplumu yalnızlığa ve bireyselleştirmeye itti. Ama bizim kadar sosyal bir toplum  için bu çok uzun süremez sanıyorum. Pandemi sürecini toplumsal olarak yönetmek çok zor.

Beyaz yaka evden çalışma  (Home Office) mantığı ile neredeyse zamanının tamamını evinde geçirmeye başladı. Mavi yaka bu kadar şanslı değil maalesef onlar yine işlerine gitmek durumunda kaldı. Pandeminin bir süre daha hayatın bir parçası gibi düşünürsek, konut alanlarının biraz daha büyümesi gerekecektir kanaatindeyim. Şöyle ki; konutlarda ev içi çalışmasına uygun alanlar yaratılmalı. “1 salon, 2 yatak odası” var derken “1 salon, 2 yatak odası ve 1 çalışma odası” var deneceğini düşünüyorum. Balkon veya teras alanları daha da önem kazanacak ve yeni tip konutlarda balkon/teras alanlarının daha büyük olmasının talep edileceğini düşünüyorum. Tavanların yükseltilmesi, doğramaların geniş tutulması, doğal havalandırma vs gibi konularda da talepler gelecektir.

Konut planlamasında, çalışma odası, geniş alanlar, geniş balkon, yüksek tavan, büyük doğramalar talebi dışında bir talep duymadım ama zaman içinde değişimler olacak ve daha net talepler ortaya konulacaktır. Ama iki sorun var; birincisi mevcut konutlarda bu talepler nasıl karşılanacak? (belki iç mimari daha etkin olarak devreye girecek), ikincisi ticari rekabetin en yukarıda olduğu yapım işlerinde mevcut imar mevzuatı ile zarar etmeden yeni tip konutlar nasıl üretilecek? (imar mevzuatında değişiklikler yapılması gerekecek ki bu da en başta yakındığım yoğun yapılaşma sorunlarını biraz daha derinleştirecek)

Danışmanı olduğum ve pandemi öncesi tasarlanmış bir konut gelişim projesini pandemi ile ortaya çıkan yeni taleplere uygun hale getirmeye ve ortaya çıkacak üründe farklılaşma yaratmaya çalışıyoruz. Mevcut konut alanları için de neler yapılabileceği konusunda danışmanlık istenmeye başladı.

Özellikle pandemi ile birlikte mimaride yeni trendler neler olacak?

Pandemi bir yıllık geçmişe sahip ve bu sürede, birçok değişimi zaten hızlıca hayata geçirdik. Bunların hangilerinin kalıcı olacağı, hangilerinin geliştirilerek hayatımıza kalıcı olacağı, hangilerinin kalkacağı bana göre halen belirsiz.

Şu anda uzaktan eğitim, esnek çalışma, ev içi çalışma en büyük değişimler. Yaşam, çalışma ve kamusal alanlarında yapısal değişiklikler gerekecektir kanaatindeyim.

Mevcut ofis alanlarının esnek çalışmaya uygun hale getirilmesi ve esnek çalışmaya uygun tasarlanmış ofis alanları üretilmesi ile mevcut konutların tam zamanlı ev içi çalışmaya uygun hale getirilmesi ve ev içi çalışmaya uygun konutların üretilmesi veya konut yerleşkelerinde çalışma alanlarının ortak alan olarak oluşturulması gerekebilir.

Eğitim kurumlarında uzaktan eğitime göre yapısal değişimler yapılması, yüz yüze eğitim zorunluluğu olması durumunda derslik başına öğrenci sayısının azaltılması nedeni ile ilave derslik alanlarının oluşturulması, dersler aralarında dinlenme alanlarının düşük yoğunluk olacak şekilde planlanması gerekebilir.

Ofis alanlarında zaten başlamış olan esnek çalışma standartlarının geliştirilmesi, ofis alanlarının öncelikle küçültülmesi gerekebilir ancak pandemi sonrası bu alanların cazip, çalışma alanı verimliliği yüksek ofisler haline getirilmesi gerekebilir.

Mevcut alışveriş merkezleri, otogarlar, havalimanları, hastaneler gibi kamusal alanların ısıtma, havalandırma, iklimlendirme(HVAC) sistemlerinde yapılan revizyonlar ile ortak mekanlarda yapılan geçici düzenlemeler kalıcı hale gelecek ve yeni yapılan yapılarda bu düzenlemeler artık tasarımların parçası olacak kanaatindeyim.

Son 10 yıldır yapımını gerçekleştirdiğim sanayi yerleşkeleri içindeki ofis alanlarını pandemi olgusu yokken yalın üretim ve esnek çalışma prensibine uygun tasarlıyorum, bu nedenle bu yapılarda yeni oluşan esnek çalışma standartlarının fiziki gerekleri için çok fazla uğraşılmadı.

Türkiye'deki tasarım/uygulama zorlukları nelerdir?

Bence, 50 yıl önce mimara ve mühendise, bunların tecrübesine verilen değerin artık verilmiyor olması, alınan mesleki hizmetin kalitesinden önce hizmet bedeline odaklanılması tasarım ve uygulamada karşılaşılan en büyük zorluktur.

Diğer bir zorluk meslek adamlarının mezun olduklarında yapıma yönelik pratik bilgilerinin yetersiz olmasıdır. Mezuniyet sonrası teorik ve pratik olarak gelişmeden sorumluluk imzası atabilir olunması başka zorluktur.

Eskiden sıklıkla yapılan ve rekabeti teknik olarak ön planda tutan yarışmaların etkin olarak kullanılmaması ve yarışma ile yapılacak yapıların seçimi geleneğinin sipariş ile projelendirme şekline dönmesi bence başka bir zorluktur.

Mesleki dayanışmanın azalması ve yaygınlaşmasının engellenmesi, zorunlu mesleki eğitimlerin kaldırılması ve isteğe bağlı hale getirilmesi de bir zorluktur.

Bazı yönetmeliklerin pansuman gibi olması, tedaviye yönelik olmaması, yönetmeliklerin kesin ve açıklayıcı olmaması, yönetmeliklerin bazı kısımlarının yoruma açık olması da zorluğa örnek olarak verilebilir.

Bana göre; konunun özünde “mesleki eğitim” ve “refah seviyesi” vardır. Bu iki olgunun yeterince gelişmesine olanak sağlanmaması ve sürdürülebilir olmaması nedeni ile tasarım ve uygulamada farklılaşma yaşanması bir süre daha zor ama imkânsız değil. Çok başarılı tasarım ve uygulama örnekleri var ama bunun yaygın hale getirilmesi benim hayalim.

Ben kendi adıma teklif veren olarak mesleki rekabeti ve farklılaşmayı ortaya koymak adına elimden gelen çabayı gösteriyorum. Yatırımcılara tasarım ve uygulama konularında farklı bakış açısı yakalamaları adına gayret gösteriyorum. Yanımda çalıştırdığım ekibin kişisel gelişim ve mesleki eğitimlerine önem veriyorum.

İnşaat konusunda ülkemiz dünya genelinde önemli bir yere sahip. Bu durum mimari tasarım ve uygulama için de geçerli midir?

Yapım yüklenimleri açısından bu söylem doğru zira gelişmiş ülkeler için işçiliğimiz ucuz, gelişmekte olan ülkeler için iş yapış modelleri ve tekniğimiz yeterli ve az gelişmiş ülkeler için alternatifsiz ekonomik ve başarılıyız.

Ancak mimarlık ve mühendislik için durumun tam böyle olmadığını düşünüyorum; zira yurtdışında tam denklik olmaması, temel eğitim seviyesinin rekabet edilen gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere nazaran daha zayıf olması gibi durumlar var ama yine de meslek hizmet bedelleri bakımından rekabet edebilir seviyedeyiz.

İnşaatın her alanında lider olmak üzere önce pratiğe dayalı “sürdürülebilir kaliteli eğitim” politikamız olmalı. Sürdürülebilir gelişen üretime dayalı “ekonomi” politikamız olmalı, refah seviyesi standart üstü ve yaygın olmalı, bilim ve sanatın her alanında yaratıcı olmalıyız.

Alaz Albay Konut Mimar Gayrimenkul İstanbul Fabrika Sanayi
Tümünü gör
Pzt Sa Çar Per Cu Cmt Pzr
262728293001 02
03040506070809
10111213141516
17181920212223
24252627282930
3101 02 03040506